Herkese merhaba,
Hüseyin bey ile ilk karşılaşmamız geçen senenin Kurban bayramında oldu.
Biz eşimin ailesini ziyaret etmek için yola çıkacaktık ki, apartmanın kapısını uzun boylu zayıf bir adam açtı. İlk kez karşılaştığımız için bize kendini yeni apartman görevlisi olarak tanıttı.
Bayramımızı kutlayıp ellerini göbeği hizasında kilitlemiş hafif eğik duruyordu.
Muhteşem Yüzyıl' daki harem ağalarının Hünkârın önünde durur gibi bir hali vardı. Ortamı yumuşatmak için elimi uzatıp "Hoşgeldiniz Hüseyin bey, yeni göreviniz hayırlı olsun" dedim. Biraz çekinerek elimi sıktı ve hafif gülümseyerek teşekkür etti. Heyecandan eşimin " Nerelisiniz?" sorusuna uzun ve hızlı bir şekilde cevap verdi. Acelemiz olduğu için fazla uzatmadan yolumuza devam ettik. Tahmin ettiğim kadar ile yaşı 60 larda, ilkokul mezunu anadolu çocuğu, ömrünü bu tip işlerde çalışarak geçirmişti.
Ailesini geçindirmek için terbiyesiz ve kibirli apartman sakinlerine katlanıp, onlar tarafından ezilerek bu duruma gelmiş gibi iz bırakıyordu.
Ama duruşunda nedense başka birşey de seziyordum. Sanki bu göreve zoraki gelip, önceden hiç bu tür işler ile uğraşmamış ama mecburiyetten kabul edip farkettirmemek için rol yapıyormuş gibi. Vaziyetinden utanır bir hali vardı.
Bu beni düşündürdü. Yolculukta eşimle bu izlemimi konuştuk ama trafikten dolayı konu çabuk kapandı...
Aradan aylar geçti ve Hüseyin bey zamanla gerginliğini üstünden attı ve ayaküstü muhabbetlerimiz apartman sorunları vs etrafında döndü. İnce bir insan olduğunu her fırsatta yardımları ile gösteriyordu. Evde olmadığımızda kargoyu teslim alıp bizim için muhafaza eder, elimdeki poşetleri alıp daire kapımıza kadar taşır ve kızımla başarısız uçurtma deneyimlerimize koçluk edip uçmasını sağlar gibi bir çok görevine dahil olmayan şeyler ile sevgimizi kazandı. Ama kızının nişanına tüm apartman sakinlerinden bir tek bizi davet etmesi beni yine de şaşırttı.
Bir gün bunu sebebini sorar oldum ki gözleri doldu :
"Gamze hanım, eşiniz ile bana gösterdiğiniz samimiyetin karşılığı olarak sizi davet ettim. Yanlış anlamayın ben bu özel günde eş dostun dışında bana değer verenleri de görmek isterim ve beni kırmadığınız için size minettarım."
Hayatımda hiç bu kadar utanmadım. Bir insan ile hoşsohbet etmek onu bu kadar etkileyeceğini düşünmezdim. Ben kimim ki? Mesleğinden dolayı insanları küçümsemek kadar aptalca birşey olabiliri mi? Şerefi ile para kazanıp insanlığı ile parıldayan birini haksız yere elde ettiği malı ile göz kamaştırmak isteyen birinden tercih ederim şüphesiz. Ama günümüzün insanı artık öyle değil. İyi niyetli hareketler sadece yüzeysel boyutta kalıp gerçek derinlikler bomboş vadiler gibi kupkuru kalıyor. Yanlış değerler peşinde koşanlar çoğunlukta.
Geçenlerde eşim eve geldiğinde Hüseyin bey ile karşılaştığını ve onun gerçek mesleği bu olmadığını öğrendiğini anlattı. Kısaca üniversite mezunu olup devlet memuru olarak çalıştığını ama siyasi durumlardan dolayı erken emekliliğe gönderildiğinden bahsetmiş. Aldığı emeklilik maaşı maalesef iki çocuğunu okutup ev geçindirmeye yetmediği için uzun zaman iş başvurularında bulunup sonunda bu göreve alındığını söylemiş. Böylece hem kira derdinden kurtulup 5-6 yıl sonra eşi ile geçinebileceğini, belki de bir küçük daire sahibi olabileceğini düşünüyormuş.
Türk emeklilerimizin prototip hayatının özeti budur. Böyle olması mı gerek? Yıllarca emek verip kamuoyuna hizmet eden birisini zoraki emekliliğe ayırıp yerine donanımı olmayan ama doğru partiye yakınlığı olan birisini getirmek doğru mu?
Peki onu onayladık diyelim, o işinden ettiğin kişiye bağladığın emekli maaşını düşük tutup niye ek iş yapmasına zorluyorsun? Zamla orantılı artış neden sağlanmıyor? Ama ne desem boş, konuyu saptırmayayım...
Dün Hüseyin beye işinden memnun olup olmadığını sordum.
"Arada bir zorlansam da görevimi yerine getirmeye çabalıyorum Gamze hanım, ekmek parası işte..." deyip isteksiz gülümsedi.
Akşam üstü oyun parkına indiğimizde onu giriş katındaki oturan bayanlardan birinin daire kapısının önüne dikip azarladığına şahit oldum. Hüseyin bey özür diledikçe kendisi sanki yüceliyordu. Konuyu bağıra bağıra apartmana duyurmaktı maksadı belli ki. Hüseyin bey ellerini göbek hizasında kilitlemiş hafif eğik vaziyette karadenizli Valide Sultan'ın ona attığı fırçayı yiyordu. Beni fark etmemişti. Etseydi gönülsüz bir gülümse ile diyeceği şu olacaktı:
"Ekmek parası ,Gamze hanım..."