Herkese merhaba,
 |
Berrak Nil, 24.09.2012 |
1 Şubat 2012 'de
jinekolog bana ''Gözünüz aydın, hamilesiniz'' dediği anda önce
şoka girdim, sonra da sevinçten ağladım. Biraz şaşkın
dediklerini dinlemeye çalıştım ve yeni gelişmeyi sindirmeye
çalışırken aniden ''... embriyo 'nun gelişimine bakarsam sezaryen
doğumunuz 20 ila 24 eylül arasında olabilir'' dedi.
İkinci şok! Sezaryen
mi?? Neden?? Hasta mıyım, bebekte sorun mu var? Ama hiç sorun
yoktu ki. Yoksa korunmak için aldığım haplar ile mi sorun var?
Yok canım...
Derken benim yerime eşim
söz alıp doktor hanıma sordu. Gülümseyerek ''Yok yok.
Endişelenmeyin ikisi de sağlıklı görünüyor. Ama eşinizin yaşı
itibarı ile sezaryen doğum yapmamız şart. Hem anne için kanama
riski düşük, hemde bebek için ölü doğma riski ortadan
kalkıyor. Hiç merak etmeyin. Bizde emin ellerdesiniz. Hastanemizde
yılda xxx kez bu prosedürü gerçekleştiriyoruz ve şu ana kadar
hiç komplikasyon olmadı. Ayrıca odalarımızda...''
Şaşkınlıkla sürekli
sırıtan doktorun monoloğun dinlerken, kendimi bir mağazada satış
personelinin konuşmasını dinler zannettim. Yaş itibarı mı??
Tamam 37 yaşındayım ama bu otomatik olarak normal doğum yapamam mı
demek oluyor? Bu nasıl bir saçmalık!
Sizler bu şaşkınlığıma
tebessümle cevap verirsiniz, biliyorum. Ama ben o aralar taze gelin
olarak henüz 5 aydır Türkiye' de yaşıyordum ve bu tür gerçekler
ile yeni yeni tanışıyordum.
Sezaryene karşı
değilim genel olarak. Ama bunu ticarete bağlayıp hamilenin
korkularını kullanarak pazarlamak da yararlı olmaktan çıkıyor.
Ben devlet hastanesi dahil
her yerde sezaryen adayı muamelesi gördüğüm için Almanya' da
doğurma kararı aldım. Bendeki olası riskini güya hiç bir doktor
üstlenmezmiş efendim. Eh, öyle olsun dedim.
Temmuz 2012`de annemlerin
yanına Almanya' ya gittim. Uçak seyahat şirketleri tarafından
belli bir hamilelik döneminden itibaren yolcu olarak kabul
edilmediğim için doktor raporu ile seyahat edebildim. Bu benim için
de iyi oldu, çünkü ağırlaşmaya başlamıştım ve yaz sıcakları
tam olarak eziyete dönüşmeden serin alman havası beni kurtardı.
Almanya' da ilk
jinekologuma göründüm. Türkiye' deki doktorların sezaryen için
gösterdikleri sebepleri anlattığımda kafasını şaşkın şaşkın
salladı: ''Tabii ki yaşınız ilk doğum için ideal değil. Ama
tıbben bu sezaryen için bir gerekçe de değil. Genel sağlık
durumunuzda sakınca olmadıkça normal doğumunuzu rahatlıkla
yapabilirsiniz. Zaten size eşlik eden ebe doğumu an be an takip
edecek. Herhangi komplikasyon oluşursa hemen ameliyata alma imkanı
var zaten. Bu yönteme sadece gerektiğinde, anne ve/veya bebeğin
sağlığı tehdit altında olursa başvururuz.''
Bu sözleri içimi
rahatlattı. Aylardır farklı doktorların olumsuz konuşmalarından
sonra nihayet güvene bildiğim ve rahatlatıcı cevaplarımı
almıştım. Doktor bey gerekli periyodik muayenelerin listesini
yapıp, Türkiye' den getirdiğim tetkikleri sonuçlarını
inceledikten sonra kendime bir ebe seçmem gerektiğini söyledi.
Ayrıca yakınımdaki hastaneleri gezip, doğum yapmak istediğim
yeri en kısa zamanda belirleyip başvurumu yapmam gerektiğini
belirtti.
Alman' ya da sağlık
sigortası tüm doğum masraflarını artı hamilelik ve doğum
sonrası ebe ziyaretlerinin ücretlerini karşılıyor. Zaten
doktordan ziyade doğum ve bebek sağlığı ile ilgili daha fazla
ebe ilgilenir. Tabii ki tıbbi muayeneleri jinekolog ve pediatrist tarafından yapılır ama diğer sorular ve psikolojik destek için
en başta iyi bir ebe seçmek şarttır. Ebeler evine gelip doğum
öncesi hazırlıklar ile ilgili bilgi verir, ne lazım ne gereksiz
diye öğretir. Hastane çantası hazırlığından tutun doğumda
nefes alma egzersizine kadar hepsini öğretir. Tecrübelerini
kullanarak normal doğumdan korkanların sorularına yanıt verip
onları baskı yapmadan cesaretlendirir.
 |
Hastane'deki doğumhane |
İlk önce kendime hastane
seçmeye karar verdim. Belirtmem gereken bir nokta var, bahsettiğim
hastaneler hepsi devletindir. Bizdeki özel hastanelerin yoğunluğu Almanya'da yok. Hastanelerin % 90 'ı devletindir ve
her konuda Türkiye'deki özel hastaneler ile rahatlıkla yarışır.
Arkadaş çevremdeki yeni
annelere danışıp hastaneyi aslında belirlemiştim ve hemen
başvurdum. İlgilenen ebe tecrübeli iki çocuk annesi ve bana hemen
tavırları ile sempatik olan benim yaşlarımda bir kadındı.
Arkadaşlarım doğurmak istediğim hastaneden ebeyi seçmeye tavsiye
ettiler. Böylece doğumda yanımda olma olasılığı yüksek olup,
daha sıcak ortam oluşması mümkün olabilir dediler. Ebeler hem
serbest çalışıp ayrıca hastaneler için de görev alabilirler.
Ebe hanıma beni kabul
edebilir mi diye sorduğumda yoğun olduğuna rağmen hemen kabul
etti. Baya rahatlamıştım çünkü kabul etmeyebilirdi, sonuçta
geç kalan bendim. Doğuma kalan 4-6 hafta içinde haftada 2 kez
ziyaretime gelip tavsiyelerde bulundu. Ayrıca istediğim suda doğum
için bilgi verdi ve dikkat etmem gerekenleri anlattı. Sıcak ve
cana yakın ilişki oluştu ki kendimi o süreçte her zaman rahat
hissettim. Ne zaman bir sorunuz olursa beni arayabilirsiniz, bir
problem olursa size hemen yardımcı olurum dedi.
Sonra
beklediğim gün geldi. Perşembe gecesi saat 3 civarında ağrısız
sızısız suyum geldi. Daha doğrusu tam olarak onun olup olmadığını
pek anlayamadığım için ebemi aradım. Emin olmasam bile
hastaneye' ye gitmemi tavsiye etti. Kardeşim beni hemen oraya
götürdü. Ve muayenede doğum sürecin başladığını, artık
burada kalmam gerektiğini söylediler. Henüz hiç sancım yoktu ve
ne olup biteceğini merakla bekledim. Sabah bana istediğim odaya
geçme imkanını sundular. Annem yanımda refakatçı olarak kaldığı
için oda' nın boşalmasını beklemek zorunda kalmıştım. Buna
değerdi, çünkü diğer odalarda beraber kaldığın annelerin
ziyaretçi akımını çekmektense annemle yalnız kalmayı yeğledim.
Cuma günüm
doğumhane ve oda arasında 4 saatte bir mekik dokumakla geçti.
Rahim ağzı fazla genişlememiş ama hafiften sancılar başlamıştı.
Bebeğin kalp atışlarını da belli aralıklar ile kontrol ettiler.
Suyun geldiği andan itibaren normalde 48 saat içinde doğum
gerçekleşmesi gerekirmiş. Onun dışına çıkınca iltihap ve
enfeksiyon riski sezaryene doğru götüre bilirmiş. Neyse ki
korkacak bir durum yoktu ve cuma akşamüstü ebe bana sancı
arttırıcı ilaç vermeye başladı. Ve gerçekten işe yaradı. Bir
saat içinde sancılar epey arttı. Aralıkları kayıt eden kardeşim bana çok destek oldu. Gittikçe sancı artıyordu ama hala
rahim ağzı fazla genişlememiş idi. Bu arada Cumartesi sabah oldu.
Geceyi gide gele devirmiştim ve uykusuzdum. Ebe bana sağlam
kahvaltı yapmamı önerdi ve ( eğer daha önce aralıklar 5
dakikaya düşmezse) öğleden sonra 3 de gelmemi söylemişti. Oda'
da kahvaltı sonrası uzandım ama ortalama 15 dakikada bir 5 dakika
sancı nöbetleri yaşıyordum. Arada sancı dayanılmaz hale
geldiğinde önerdiği gibi sıcak duş aldım ve ne diyeyim acayip
rahatlatıcı oldu. Keşke burada doğura bilsem diye içimden
geçirdim.
Neyse ki zaman
geldi ve doğumhaneye doğru süründüm. Yolda bir kez sancım tuttu
ki az kalsın bayılacağım diye düşündüm. Vardığımda ebe beni
yine muayene edip bebeğin kalp atışlarını kontrol etti. Artık
kalıp suda doğumu hala istediğimi sordu. Ben evet dedim.
 |
Girdiğim ve çıkmak zorunda kaldığım küvet |
Küveti
hazırlamak bir saate yakın zaman aldı ki bu arada ben epey
yorulmuştum. Aldığım ilaçlardan dolayı istifra
ettim ve mide boş vaziyette
küvete girdim. Sıcak su sancıyı hafifletse de mayıştım. Bu şekilde doğum için
gereken kuvveti elde edemeyeceğim için sudan çıkmamı tavsiye etti.
Saat altı buçuk olmuştu ki ben sancılardan dolayı transa
geçmişim. O kadar şiddetliydi ki ne otura biliyordum, ne de
yata biliyordum. Saatlerce ayakta kıvranmaktan başka bir şey
yapamadım. Nefes alma tekniğini hala öğretildiği gibi yapsam
bile sanki bir işe yaramıyordu. Küfür savurduğumu bile
hatırlıyorum :))
Ebe bana küvetten çıktığımda sancılara bir ara vermek için
epidural anestezi'yi önerdi. Karar bende olduğu için risklerini de
anlattı. Ben ilk etapta yaptırmak istemesem de artık dayanamadım.
Biraz dinlenmeye, güç toplamaya ihtiyacım vardı ve kabul ettim.
Doktor iki sancı dalgası arasında epidurali yaparken hiçbir şey
fark etmedim. Beni yan yatırıp birazdan sancıların hafifleyeceğini hissede bileceğimi söylediler. Sanki sis duvarının ardından
sesler geliyormuş gibi geldi bana. Ama aynen öyle de oldu. Yavaş
yavaş sancılar dindi ve rahatladım. Bu arada annem çok yorgun
düştü ki uzanmak istedi ama odaya dönmeye de cesaret etmedi.
Halbuki kardeşlerim de yanımdaydı. Bunu duyan epidurali yapan
doktor hanım dışarıdaki yatağı içeriye getirip benim doğum
yatağın yanına yerleştirdi.

Ve böylece yan yana dinlene bildik.
İyi ki epidural' e evet demişim diye aklımdan geçirdim. Gerçekten
gerekli olduğunu bundan sonra anladım. Birden tuvaletim geldi
sandım. Sanki büyük ihtiyacım gelmiş ve tutmaya çabaladım ki o
anda ebe gelip nasıl olduğumu sordu. Utanarak tuvalete gitmem
gerektiğini söyledim. Ama bu meğer bebeğin doğum kanalında
ilerleme belirtileri imiş. Hemen beni sırtüstü yatırıp doğum
pozisyonuna alıp ıkınma mı istedi. Kızımın kafası görünmeye
başlamış bile! Nedense o kafanın çıkması tam iki saat sürdü.
Ikınırken kafam çatlayacak sandım. Biraz daha, biraz daha derken
son santimleri aşmayarak yine gücümü yitirip kafası geri gitmiş.
'' Bu çocuğu doğura mayacağımmmm!!!'' dedim. Doktor hanım
karnıma basarak çıkmasına yardım ederken ''Hiç merak etmeyin,
bu güne kadar hepsini doğurduk. Başaracağız hep beraber.'' deyip
bana destek verdi.

Sonra
nasıl olduysa 22 Eylül 2012 ,akşam saat 23.44 de 3850 gram
ağırlıkta ve 55 santim boyu ile kızım Berrak Nil dünya'ya
merhaba dedi. Sessiz, sedasız, etrafa bakınarak loş ışıklı bu
doğumhane ilk gördüğü mekan oldu. Ben iki saat daha doğumhanede
kalıp Berrak ile muayenelerden geçtim ve sonra ilk emzirme
deneyimimiz oldu. Ama hanımefendi o kadar yorulmuş ki ,emmeden
uykuya daldı. Ben ise odama döner dönmez ayağa kalktım. O kadar
enerjiktim ki, sanki doğuran ben değildim. Sabah 3' e kadar kızıma
bakıp durdum. Anestezinin teshiri çoktan geçmişti ama doktor
hanım eğer başınız şiddetli şekilde 24 saat içerisinde
ağrıcak olursa hemen haber verin demişti. Çok şükür hiç
ağrım sızım olmadı. Hatta rahim ağzında yırtılma bile
oluşmadan doğumu atlatmışım.
Önceden o derece mutlu olduğumu hiç hatırlamıyorum, sanki
uçacakmışım gibi her an kanatlana bilirim diye düşünüyordum.
Bunca yorgunluk ve zorlanma, sancı ve ağrı birdenbire uçup gitti.
Yerine o mucizevi hormon kokteyli vücuda enerji verirken hayret
ediyorsun.
Başardım.
Ve bir daha hamile kalıp doğurmam gerekirse yine normal doğumu
tercih ederim. Yoo, sancıyı ve acıyı unutmadım. Hala ne kadar
şiddetli olduğunu pekala biliyorum. Ama buna gerçekten değer.
Bunu iyi ki yaşamışım. Tam olarak sonuna kadar ağrıyı hissetmek
nasip olmadıysa bile yine de normal doğum ile dünya'ya getirdiğim
için çok mutluyum...
Sizler ne yaşadınız? Normal doğumu mu yoksa sezaryen mi tercih
edersiniz yada ettiniz? Yorum bölümünde cevaplarınızı
paylaşırsanız çok mutlu olurum...
 |
Berrak Nil, güncel |
Sevgilerimle <3