MUTFAK BİLGİLERİ: Silikon kek kalıbı alayım mı??

Herkese merhaba,




mutfak gereçlerde silikon ile çağ atladığımızı üreticiler reklamlarda sürekli dile getirirler. Açıkcası bende bu konuda onlar ile hemfikirim.Artık tüm kek kalıp çeşitleri silikon olarak da satılıyor. Yeriniz dar ve yağlama / unlama ile uğraşmak istemiyorsanız silikon kalıplar pratik çözümler oluşturuyorlar. Özellikle kalıptan çıkarılması zor şekiller için silikon tercih sebebidir. Detaylar daha belirgin olur ve şeklini korursunuz.
Ama yine de klasik metal kalıplardan da vazgeçemiyorum.
Bu yazımda tereddütte olan arkadaşlara bu mucizevi materyalin mutfaktaki artı ve eksilerini sayarak, alışverişlerinde ve kullanımda neye dikkat etmeleri gerekenleri belirtmek istedim.

Gelelim dikkat edilmesi gereken noktalara...

  • Silikon kek kalıbınızı seçerken aşırı kokmamasına dikkat etmelisiniz
Düşük maliyetli silikonlara sağlığa zararlı olan plastik türevleri ekleniyor ki fırında ısıyı alırken keke işleme riski yaşayabiliyoruz.

  • Kalıbın kendisi fazla ince olmaması gerek. Özellikle büyük kalıplarda ince oldukları zaman hamuru kalıba aktarıp fırına verdikten sonra ısındıkça şekillerini kaybedip detaylar kaybolabilir.

  • Kalıbın etrafını saran kenarı dayanıklı ve sert olmasına dikkat edin. Böylece kalıbın kontrolsüz eğrilip bükülmesini önlemiş olursunuz. 
  • İlk kullanımda mutlaka deterjanlı sıcak su ile yıkanmalı. Genelde kalıba hamuru eklemeden soğuk su ile durulayıp kesinlikle kurulamayın. Bunun dışında yağlamaya lüzum yok.


  • Silikon kalıplarda yaşanan sorunlardan biri hamuru kalıba koyduktan sonra fırına taşırken yaşadığımız yamulma tehlikesi. Bunun önüne geçmek için oldukça kolay yöntem var: Kalıbı fırın tepsisine yerleştirip hamuru ilave edin ve bu şekilde fırına verin. Ayrıca kalıbın ¾ den fazla doldurmayın ki pişerken hamur kabarıp taşmasın.

  • Büyük hacimli kalıplarda üstünün çabuk pişip içinin sulu olma riski yüksek.Bunu önlemek için düşük ısıda (140 ile 160 derecede) ve üstüne yağlı kağıt yayarak pişirmenizi öneririm.

  • Eğer kekin kalıptan çıkması zor ise size bazı ipuçları vereyim:
    10 dakika soğmasını bekleyip kalıptan yavaşça çıkarın ama komple soğmasına izin vermeyin.

Kesinlikle bıçak veya başka kesici / delici alet ile çıkarmayı denemeyin kalıp zarar görebilir. Onun yerine kenarlardan sıyırarak çıkarın.
Kekin hamuru akışkan ve boza kıvamında olmalı. Daha katı olunca yapışabilir, o yüzden kalıbı o tür hamurlar kullandığınızda mutlaka yağlayın.

  • Silikon kalıpların temizliği oldukça kolay. Sıcak su ile rahatça temizleyebilirsiniz. Ayrıca bulaşık makinesine de dayanıklı oluyorlar.
  • Fırın dışında silikon kalıbını mikrodalga fırında da kullanabilirsiniz.
  • Silikon kalıplar derin dondurucuda da kullanılabiliyor. Parfe veya dondurmalarınızı değişik şekilde sunmanız için idealdir.





Umarım verdiğim öneriler işinize yarar ve enfes kekler ve tatlılar sofralarınızı süsler.

(Fotolar: alıntı)

KITAPGÜNLÜĞÜM: Sinan Akyüz - Şahika ve Feraye





Herkese merhaba,


yazın son demlerini yaşarken okuduğum bu kitap pek de mevsime uygun değildi açıkcası. 
Hani o klasik okuma ortamını düşlediğimiz soğuk kış akşamlarına inat, sıcacık içecek ile evin en rahat koltuğuna süzülüp battaniye ile elimize aldığımız o efsane kitaplar vardır ya... işte bu onlardan biridir. 

1915 lerin Çanakkalesinde başlayan hikayeyi okudukça birkaç ay bekleyip devam etmeyi düşünmüştüm. Ama konu beni iyice alıkoymuştu ki, bitirmeden edemedim. 
Ben tarihi romanları severim, hele ki gerçek hikâye ise o yaşananlara kendimi kaptırıp gözlerim iflas edene kadar okurum. Yeter ki konu baymasın ve yazar kaynaklarını iyi araştırıp hikâyenin hakkını versin. 

Sinan Akyüz ile ilk tanışmam oldu. Tavsiye üzeri aldığım kitaptır. Beklentim de ona göreydi. Hele kitabın ilk sayfasını okuduğumda bir hayli heyecanlandım...






Şahika ve Feraye... İki kız kardeşin birbirine bağlı kaderleri...

Konu tek bundan ibaret değil.

Kitabın başlığında yazdığı gibi de savrulan hayatların hikayesi aynı zamanda.
Bir ailenin adım adım yok oluşunun öyküsü bu.

Hikayenin başında evin büyüğü Hacı Nine sahneye çıkıyor. Erkek evlatlarını yüceltip kızları küçümseyen Nine,
hemcinslerinin yeri çocuklarının ve ocağın başında olmasını düşünüyor.
Demode olmuş felsefesi ile yaşına karşı hürmetten dolayı fazla tepki görmüyor.
Türk kadınının bu prangalardan kurtuluşunun öncüleri ailede yeni nesilin modern fikirlerini dile getirmesi Hacı Nineyi çileden çıkarıyor. Bütün bilgilerini Kuran dan alan Nine her sıkıştığında ona başvurarak karşı çıkanları susturmaya çalışıyor.

Bunun acısını en çok Şahika ve Feraye nin annesi olan büyük gelini çekiyor.
Erkek evlat doğuramadığı için ona her fırsatta laf eden ve ortamı geren Hacı Nine soyu devam ettirmesi için bir tek küçük oğlundan ümitli.
Hacı Nine devrim sancılarını yaşayan eski zihniyetin prototipini canlandırıyor. Taparcasına geleneklere, örf ve adete bağlı olan ve yenilikleri şeytani düşünce olarak lanetleyen biri olarak derinlerde yatan bir korkuyu açığa vuruyor: değişimler sıkı sıkı sarılıp sonuna kadar savunduğunu tehdit ederek ona güç ve güven veren sistemi yıkması.
Bir neslin dinozorlaşıp yeni şekillenen dünyaya uyum sağlayamaması kadar korkutucu, onun yok olmasına sebeb olacak kadar ürkütücü ne olabilir ki?

Büyük oğlu Çakır Ağa iki arada bir derede sıkışmış kalmış biri.
Bir tarafta annesinin sitemleri (ne kadar yersiz bulsa da ) dinlemek zorunda olup diğer tarafta sevdiği karısı ve ailesinin modern düşüncelerini destekleyen çağdaş baba. Ayrıca kendi babasından kalan mallarını korumak ve ayakta tutmak ile meşgul olup küçük kardeşinin haylazlıklarının önüne geçememesi de onu bir hayli yoruyor.
Esas mesele onun yeterince sert olmaması, sürekli doğruyu yapmaya ve prensiplerine aykırı hareket etmemeye çaba göstermesi kızlarının ve tüm ailenin hayatlarını yokuşa sürüyor.

Ama bu gidişatta en büyük payı olan şüphesiz küçük kardeşi Hasan.
Ailenin kara lekesi vurdumduymaz tavırları ile sadece annesi tarafından desteklenir. Kompleksli, sevgiden yoksun kalmış, ağabeyinden kabul görmemiş biri olarak arzu ettiği ilgiyi hayat kadını Dilber de görünce onun ile gizli izdivaç ederek başına bin türlü bela alır. Onda kalmaz ailesinin de fakirleşip dağılmasını sağlayarak annesine de ağır darbe vurur.

Şahika bu arada Balkan Savaşlarında gazi olanları iyileştirmek için hemşire olmaya heveslenir. Hacı Nine buna tabiiki karşı çıkar ama Şahika babasına bundan sonra onun dileklerine boyun eğeceğine dair söz verir ki o anda bunun onun için trajik olacağını o hevesle ön göremez. Adını bile hatırlamadığı arap asker Şahikanın görevi bitince evlerine onu istemeye gelince hastanede onu görüp ona aşık olduğu ortaya çıkar. Babası yıllar evvel allaha verdiği bir yemini hatırlayarak kızını o gence vermek zorunda kalır. Şahika da sözünü yerine getirmesi için gönülsüz de olsa boyun eğer. Ağırlığını tartmadan verilen söz ve yeminlerin kaderimizi değiştirebileceğine dair ibretlik misal buna derim.
İlk başta istemese ve gittiği gurbette zorluklar ile karşılaşsa da zamanla eşini kalpten sever ve hatta onun için imkansızları bile başarıp hayatını kurtarır. Böylece onu dışlayan kayınvalidesinin kalbini bile kazanır.

Feraye ise bu kadar şanslı değil. Hikayenin en büyük mağduru o dur. Şahika gurbete gelin gidince onu yalnız bırakmamak için babası tarafından başka bir arapa onu verilince çilesi başlar. Para ve güç için kendisini ingilizlere satan kocası onu altın kafeste yaşatıp zulüm eder. Sevgi ve saygıdan yoksun olan Feraye çocuklarına iki elle sarılır.
Ama büyük darbeyi üstüne kuma getirerek vuran eşi daha da büyük felakete yol açar ve sonunda Feraye nin kızı ile firar etmesini sağlar. Bu kurtuluş için büyük bedel ödeyip uzun yıllar oğlundan uzak kaldığı için evlat acısı çekmek zorunda kalır.

Kitap ile ilgili bazı yorumlar okuduğumda hikayeyi “Yaprak Dökümü” adındaki diziye benzetenler oldu. Bir ailenin başına gelecek ne felaket varsa yaşayıp dağılmasının öyküsü bazı paraleller içerse de sadece yüzeyseldir.
Olayları iki insanın bencilliğinin sonucu olarak görüyorum. Ağabey ve kardeşi arasındaki soğukluk diğer aile fertlerinin sonunu getirmiştir. Bunun temel sebebi de Hacı Ninenin katı hayat bakışıdır. Etrafındaki değişikliklere ayak uyduramayıp yanlış değerleri savunması oğullarını bir birine soğutmasını sağlamıştır.

Kurtuluş Savaşı ile eski dengelerin bozulduğu, devrimlerin getirdikleri sancıları ve ödenen ağır bedelleri kitapta ustaca hikayeye adapte edilmiş. Ülkede yaşananlar ailenin mikrokozmosuna da yansıması ve dağılması Osmanlı İmparatorluğunun dünyadaki değişimlere ayak uyduramadığı için dağıldığı gibidir.
Artık çağdaş olmayan sistemin çökmesi ve küllerinden Türkiye Cumhuriyeti nin doğması bunca kayıplara değmiş mi?
Bir ailenenin savrulup dağılması gelecek nesiller için yeni ufuklara yelken açmalarını sağlamış mı?
Özünü kaybetmeden çağdaş olmak için reformlar kaçınılmazdır. Bu herkes için geçerlidir ve tarih bunu hep bu şekilde olduğunu gösterdi.
Hacı Nine gibi kabullenmeyenler altında ezilip yok oldukları gibi Şahika ve Feraye ler bedel de ödeseler ayakta kalıyorlar.

Kadınlarımızın o yıllarda neler yaşadıklarını Sinan Akyüz etkileyici şekilde kitabında dile getirmiştir. Bazı eleştiriler bu olayları abartılı buluyorlar. Onlara tavsiyem Balkan Savaşlar ve Kurtuluş Savaşı esnasındaki insanların yaşadıkları ile ilgili bir kaç kitap okumaları. Anneannem Bulgaristan göçmeni ve hayatta iken bize o yılları anlatmıştı. Kendisi 1915 doğumlu olsa bile annesinin çektiklerini ve depresyona girip o yükün altından kalkamayıp genç yaşta intihar ettiğini biliyorum. O sebep ile bu kitabın bir kısmı kurgu olsa bile gerçekleri yansıttığına eminim.

Eğer okumadıysanız size “Şahika ve Feraye“ yi tavsiye ederim.
Stilini beğendiğim için “Piruze” adlı eserini de aldım ve yakın zamanda okuyacağım.

Kalemine sağlık...