roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KİTAPGÜNLÜĞÜM: Son zamanlarda okuduğum kitaplar (2)

Herkese merhaba,

nedense yaz aylarında okuma hevesim iyice artıyor ve rahatlıkla bir haftada iki kitap bitirebiliyorum - benim için neredeyse bir rekor. Ev hanımı olup 3 yaşında bir çocuk ile anca akşam işler bitince kendime zaman ayırıp kitapların gizemli dünyasına dalabiliyorum. O da eşimin Home office çalışması ile iyice azaldı diyebilirim. Aynı zamanda sekreterlik görevlerini de üstleniyorum ve bu son aylarda blogum için vahim oldu. Yazma isteğim ve uygun konu bulma konusunda zorlanıyorum, bildiğiniz gibi yazılarım için ciddi zaman ve emek sarf ediyorum. Konu araştırıp sizlere layık olmak için sadece paylaşım olsun diye de içime sinmeyen yazı oluşturmak istemiyorum.
Neyse epey ağlaştım sanırım, sizleri daha fazla sıkmayıp okuduğum kitaplar hakkında bilgilerimi aktaracağım...



**Kim Noble - Hepimiz**





Hayatınıza baktığınızda eminim yaptığınız yanlışlardan dolayı çok özürler dileyip pişmanlıklar duydunuz. Sonuçta bilinçli yapıp da yakalanınca onun bedelini ödemek zorundasınız.
Ya size birileri sürekli iftira atıp akıl almaz olaylar için suçlu durumuna düşüyorsanız ne dersiniz?
Hele ki bahsedilen olayların hiçbirini hatırlamıyorsanız?
Ama nedense herkes bu komploya alet olmuş gibi hareket edip aileniz bile sizi yalancı olduğunuzu düşünüyorsa?
Yok olamaz... demeyin.
Olabilir.

Kim Noble adında biri yok aslında. Adınız Patricia ama herkes size Kim diyor ve sürekli yapmadığınız şeyler için ceza alıyorsunuz. Unutkansınız her halde. Bir noktayı geçtikten sonra bazı şeylerin esrarengiz haller almaya başladığına inanmakta güçlük çekseniz bile, sizi yatırdıkları akıl hastanelerinde doktorlar size sorunun ne olduğunu açıklarken zaman ile bunu kabul etmeye başlıyorsunuz:
Siz tek değilsiniz, bedeninizi onlarca farklı kişilikler ile paylaşıyorsunuz. Onlar sizden çok farklıdırlar. Küçüklüğünüzde yaşadığınız istismarlardan dolayı beyininiz bu korkunç olayları hazmedemeyip kendini koruma altına aldı. Kim yok oldu, yerine farklı yaşlarda farklı karakterler geldi. Çoğu kadın olsa da aralarında eşcinsel bir erkek ve bebekler de var. Zaman zaman bazı karakterler öne geçip dominant kişilik olarak hayatınıza yön veriyorlar. O siz de olabilirsiniz. Ama belki de olumsuzluklardan dolayı beyniniz sizi arka plana itip başka bir karakter yerinize geçer. O anda siz yavaş yavaş yok olursunuz.
Tıpkı Kim Noble'in bazı alter kişilikleri gibi.
Bu kitabı Patricia yazdı, bu aralar o dominant karakter olarak "Hepimiz" diyerek Kim Noble' in öyküsünü anlatıyor. Çok sarsıcı, sıradışı ve akılalmaz. Ama gerçek. Beni cidden etkileyen kitaplardan biridir.

Puanım: 5/5


**Thomas Mann - Venedikte Ölüm**




Ben hayatımın büyük kısmını Almanya'da geçirdim ve okul hayatım da orada geçti. Bu yüzden Alman Edebiyatı iyi bilirim, özellikle Lise yıllarımda seçme ders olarak Alman Edebiyatını seçip birçok eser inceleme fırsatı yakaladım diye. Standart Goethe, Schiller, Hesse ve beni depresyona sokan Kafka dışında Thomas Mann'ın eserleri ile de tanıştım. "Der Tod in Venedig" zor ve ince olmasına rağmen dikkat ile okunması gereken kitap olduğunu hatırlayıp, aradan 20 sene geçmesine rağmen türkçe versiyonunu okurken hatırladığım pasajlar oldu. Tabiiki o yaşlarda farklı algıladığım için pek de hoş anılar biriktirmemişim ama iyi ki ikinci şans vermişim diyorum.
Uzun cümleler ve zorlayan betimlemeler ile bir sanatçının memnuniyetsiz hayatın son döneminde yaşanan süpriz ve imkansız aşkın kasıp kavuran etkisinin öyküsüdür. Kolay okunacak 103 sayfa değil, yer yer bayıltabilir. Sakin kafa ile okuyup odaklanmayı şart kılan bir eser. Alman Edebiyatına olan zaafımdan dolayı affettiğim ağır cümleleri yeniden okuduğuma pişman değilim. Belki siz de olmazsınız, kim bilir...

Puanım: 4/5



**Jane Austen - Aşk ve Gurur**





Genelde klasik edebiyatı seven biriyim. Eski zamanların üslubuna hayran, kitapları sadece para yapmak için değil de gerçekten sanata hakkını vererek yazmayı başaran yazarların sihirli dünyasına dalmak bana başlıca zevk veriyor.
Ama her yazar bana bu zevki tattırmıyor maalesef.
Jane Austen' i başka incelemelerde meth edildiğinde merak edip bu başyapıtını okumaya karar verdim. Genelde tipik aşk romanları cıvık romantizmleri ile beni canımdan bezdirdiği için tercihim değildir. Ben özümde pek romantik biri değilim zaten. Madem ki aşk konusu gurur ile örülmüş, belki bu sefer beni heyecanlandırır diye düşündüm.
PDF olarak bulduğumda, hayal kırıklığına uğrarsam bari boşuna harcadığım paraya yanmam deyip okumaya başladım.
İyi ki de öyle yapmışım. Esere sonuna kadar dayanmamın sebebi, sadece bir kez kendimi frenleyip beğenmediğim kitaba sonuna kadar şans vermemin kararı idi. Diyaloglar sıkıcı, zamanının üslubuna yakışır bir şekilde çocuksu tavırlar ile gurur saçan, karakterler (bana göre) itici ve sevimsizdi. Derine inmeyen konu biraz sığ kişilikler ile el ele ilerliyordu. Yer yer sosyo-kültürel eleştiri ile biraz canlansa da esas konu soğuk ve mesafeli bir iz bıraktı bende.

Puanım: 2/5

KITAPGÜNLÜĞÜM: Sinan Akyüz - Şahika ve Feraye





Herkese merhaba,


yazın son demlerini yaşarken okuduğum bu kitap pek de mevsime uygun değildi açıkcası. 
Hani o klasik okuma ortamını düşlediğimiz soğuk kış akşamlarına inat, sıcacık içecek ile evin en rahat koltuğuna süzülüp battaniye ile elimize aldığımız o efsane kitaplar vardır ya... işte bu onlardan biridir. 

1915 lerin Çanakkalesinde başlayan hikayeyi okudukça birkaç ay bekleyip devam etmeyi düşünmüştüm. Ama konu beni iyice alıkoymuştu ki, bitirmeden edemedim. 
Ben tarihi romanları severim, hele ki gerçek hikâye ise o yaşananlara kendimi kaptırıp gözlerim iflas edene kadar okurum. Yeter ki konu baymasın ve yazar kaynaklarını iyi araştırıp hikâyenin hakkını versin. 

Sinan Akyüz ile ilk tanışmam oldu. Tavsiye üzeri aldığım kitaptır. Beklentim de ona göreydi. Hele kitabın ilk sayfasını okuduğumda bir hayli heyecanlandım...






Şahika ve Feraye... İki kız kardeşin birbirine bağlı kaderleri...

Konu tek bundan ibaret değil.

Kitabın başlığında yazdığı gibi de savrulan hayatların hikayesi aynı zamanda.
Bir ailenin adım adım yok oluşunun öyküsü bu.

Hikayenin başında evin büyüğü Hacı Nine sahneye çıkıyor. Erkek evlatlarını yüceltip kızları küçümseyen Nine,
hemcinslerinin yeri çocuklarının ve ocağın başında olmasını düşünüyor.
Demode olmuş felsefesi ile yaşına karşı hürmetten dolayı fazla tepki görmüyor.
Türk kadınının bu prangalardan kurtuluşunun öncüleri ailede yeni nesilin modern fikirlerini dile getirmesi Hacı Nineyi çileden çıkarıyor. Bütün bilgilerini Kuran dan alan Nine her sıkıştığında ona başvurarak karşı çıkanları susturmaya çalışıyor.

Bunun acısını en çok Şahika ve Feraye nin annesi olan büyük gelini çekiyor.
Erkek evlat doğuramadığı için ona her fırsatta laf eden ve ortamı geren Hacı Nine soyu devam ettirmesi için bir tek küçük oğlundan ümitli.
Hacı Nine devrim sancılarını yaşayan eski zihniyetin prototipini canlandırıyor. Taparcasına geleneklere, örf ve adete bağlı olan ve yenilikleri şeytani düşünce olarak lanetleyen biri olarak derinlerde yatan bir korkuyu açığa vuruyor: değişimler sıkı sıkı sarılıp sonuna kadar savunduğunu tehdit ederek ona güç ve güven veren sistemi yıkması.
Bir neslin dinozorlaşıp yeni şekillenen dünyaya uyum sağlayamaması kadar korkutucu, onun yok olmasına sebeb olacak kadar ürkütücü ne olabilir ki?

Büyük oğlu Çakır Ağa iki arada bir derede sıkışmış kalmış biri.
Bir tarafta annesinin sitemleri (ne kadar yersiz bulsa da ) dinlemek zorunda olup diğer tarafta sevdiği karısı ve ailesinin modern düşüncelerini destekleyen çağdaş baba. Ayrıca kendi babasından kalan mallarını korumak ve ayakta tutmak ile meşgul olup küçük kardeşinin haylazlıklarının önüne geçememesi de onu bir hayli yoruyor.
Esas mesele onun yeterince sert olmaması, sürekli doğruyu yapmaya ve prensiplerine aykırı hareket etmemeye çaba göstermesi kızlarının ve tüm ailenin hayatlarını yokuşa sürüyor.

Ama bu gidişatta en büyük payı olan şüphesiz küçük kardeşi Hasan.
Ailenin kara lekesi vurdumduymaz tavırları ile sadece annesi tarafından desteklenir. Kompleksli, sevgiden yoksun kalmış, ağabeyinden kabul görmemiş biri olarak arzu ettiği ilgiyi hayat kadını Dilber de görünce onun ile gizli izdivaç ederek başına bin türlü bela alır. Onda kalmaz ailesinin de fakirleşip dağılmasını sağlayarak annesine de ağır darbe vurur.

Şahika bu arada Balkan Savaşlarında gazi olanları iyileştirmek için hemşire olmaya heveslenir. Hacı Nine buna tabiiki karşı çıkar ama Şahika babasına bundan sonra onun dileklerine boyun eğeceğine dair söz verir ki o anda bunun onun için trajik olacağını o hevesle ön göremez. Adını bile hatırlamadığı arap asker Şahikanın görevi bitince evlerine onu istemeye gelince hastanede onu görüp ona aşık olduğu ortaya çıkar. Babası yıllar evvel allaha verdiği bir yemini hatırlayarak kızını o gence vermek zorunda kalır. Şahika da sözünü yerine getirmesi için gönülsüz de olsa boyun eğer. Ağırlığını tartmadan verilen söz ve yeminlerin kaderimizi değiştirebileceğine dair ibretlik misal buna derim.
İlk başta istemese ve gittiği gurbette zorluklar ile karşılaşsa da zamanla eşini kalpten sever ve hatta onun için imkansızları bile başarıp hayatını kurtarır. Böylece onu dışlayan kayınvalidesinin kalbini bile kazanır.

Feraye ise bu kadar şanslı değil. Hikayenin en büyük mağduru o dur. Şahika gurbete gelin gidince onu yalnız bırakmamak için babası tarafından başka bir arapa onu verilince çilesi başlar. Para ve güç için kendisini ingilizlere satan kocası onu altın kafeste yaşatıp zulüm eder. Sevgi ve saygıdan yoksun olan Feraye çocuklarına iki elle sarılır.
Ama büyük darbeyi üstüne kuma getirerek vuran eşi daha da büyük felakete yol açar ve sonunda Feraye nin kızı ile firar etmesini sağlar. Bu kurtuluş için büyük bedel ödeyip uzun yıllar oğlundan uzak kaldığı için evlat acısı çekmek zorunda kalır.

Kitap ile ilgili bazı yorumlar okuduğumda hikayeyi “Yaprak Dökümü” adındaki diziye benzetenler oldu. Bir ailenin başına gelecek ne felaket varsa yaşayıp dağılmasının öyküsü bazı paraleller içerse de sadece yüzeyseldir.
Olayları iki insanın bencilliğinin sonucu olarak görüyorum. Ağabey ve kardeşi arasındaki soğukluk diğer aile fertlerinin sonunu getirmiştir. Bunun temel sebebi de Hacı Ninenin katı hayat bakışıdır. Etrafındaki değişikliklere ayak uyduramayıp yanlış değerleri savunması oğullarını bir birine soğutmasını sağlamıştır.

Kurtuluş Savaşı ile eski dengelerin bozulduğu, devrimlerin getirdikleri sancıları ve ödenen ağır bedelleri kitapta ustaca hikayeye adapte edilmiş. Ülkede yaşananlar ailenin mikrokozmosuna da yansıması ve dağılması Osmanlı İmparatorluğunun dünyadaki değişimlere ayak uyduramadığı için dağıldığı gibidir.
Artık çağdaş olmayan sistemin çökmesi ve küllerinden Türkiye Cumhuriyeti nin doğması bunca kayıplara değmiş mi?
Bir ailenenin savrulup dağılması gelecek nesiller için yeni ufuklara yelken açmalarını sağlamış mı?
Özünü kaybetmeden çağdaş olmak için reformlar kaçınılmazdır. Bu herkes için geçerlidir ve tarih bunu hep bu şekilde olduğunu gösterdi.
Hacı Nine gibi kabullenmeyenler altında ezilip yok oldukları gibi Şahika ve Feraye ler bedel de ödeseler ayakta kalıyorlar.

Kadınlarımızın o yıllarda neler yaşadıklarını Sinan Akyüz etkileyici şekilde kitabında dile getirmiştir. Bazı eleştiriler bu olayları abartılı buluyorlar. Onlara tavsiyem Balkan Savaşlar ve Kurtuluş Savaşı esnasındaki insanların yaşadıkları ile ilgili bir kaç kitap okumaları. Anneannem Bulgaristan göçmeni ve hayatta iken bize o yılları anlatmıştı. Kendisi 1915 doğumlu olsa bile annesinin çektiklerini ve depresyona girip o yükün altından kalkamayıp genç yaşta intihar ettiğini biliyorum. O sebep ile bu kitabın bir kısmı kurgu olsa bile gerçekleri yansıttığına eminim.

Eğer okumadıysanız size “Şahika ve Feraye“ yi tavsiye ederim.
Stilini beğendiğim için “Piruze” adlı eserini de aldım ve yakın zamanda okuyacağım.

Kalemine sağlık...


KİTAPGÜNLÜĞÜM: Ayşe Kulin • Adı: Aylin




Herkese merhaba,

bu kitabı her halde bilmeyen yoktur. 
Ayşe Kulin' in en çok satanlardan biri olan bu eser, Aylin Radomisli Cates' in biyografisi olarak biliniyor. Enteresan kişiliği, yaşadığı iniş ve çıkışlarla  dolu hayatı ve esrarengiz ölümü benim ilgimi çekti ve merakla okudum. 
Aylin çok zeki, azimli ve kafasına koyanı mutlaka başaran biri olarak aynı şekilde ihtiyacı olana yardım edip kendini işine adayan biriydi. Yardımseverliği ile bazı sıra dışı arkadaşlıklar kurup, etrafındaki insanları şaşkınlığa uğratıyordu. Korkusuz ve sonuna kadar büyük babasının genetik kodunu içinde taşıdığını delilikleri ile dışa vuran biri olarak yaşadığı gibi gizemli ölmesi şaşırtmıyor. Bu tür özgür ruhların evliliğin darlığında uzun süre hapis olamadıklarını yaptığı izdivaçları ile kanıtlıyor. Bir tek Mişel Radomisli ile uzun yıllar arkadaş kalıp, onun yardımı ve desteğine ömrün sonuna kadar emin olabildi. Aylin paraya o kadar önem vermese de lükse ve kaliteli yaşama düşkündü. Ne yazık ki onu bunlar mutlu edemedi. Çocuk özlemi çeken biri olarak ablasının kızı Tayibe'ye annelik yapıp eşlerinin diğer çocuklarına da ilgi göstermeye çalışmış. 
New York' ta ünlü ve tercih edilen psikiyatrist  olmasına rağmen kendi ruhundaki bozuklukları ve mutsuzluğunu tedavi edecek birisine kendini teslim edememiş biri olarak hayatını sürdürmüş. 
Güçlü kadınlar çok sevilmezler. Gücü ile el ele bir nebze de olsa kibir ve bencil davranışlar gelir. En azından öyle gözükürler. Aylin de öyle. Karizmatik olmasına rağmen bana pek sempatik gelmedi. Bazı halleri onu itici ve zor, vurdumduymaz ve egzantrik yaptı gözümün önünde. Belki de bunun mimarı Ayşe Kulin' di. Onun bu kitapda ki stili bana çaylak sürücünün ilk kez bir yarış arabasına binip ilerlemeye çalıştığı çabaları anımsattı. Yer yer aniden gaza basıp hikayeyi hızla ilerletirken önemli bilgileri es geçti ( ablası Nilüfer'in kazası ve ruhsal değişimi)  ve birden frenleyip ite kaka, gereksiz olayları uzata uzata bildiğimiz gerçekleri tekrarlayıp duruyor ( Mişel ve ablası Nilüfer'in arasındaki nefreti). Bu bana biraz özensiz geldi. Bir usta yazara yakıştıramadım. 
Aylin' in bir yakını ve arkadaşı olarak daha fazla itina gösterebilirdi. 
Biyografilerde görseller beni çok meraklandırır. Hikayede geçen karakterlerin fotoğrafları yer yer gözükmesi ayrı bir hava katar. Bu kitapta bütün fotoğrafları sona bırakmışlar. Belki de bu baskıda böyle denk gelmiştir ama bence hiç de hoş olmamış. Bahsettiğim özensizliğin altını çizmiş resmen. 
Sonuç olarak Aylin'i biraz fazla övdüğünü diyebilirim. Artıları ve eksikleri arasındaki dengeyi pek yakalayamamış. Ana karaktere olan yakınlığı bir biyografide 
engelleyici olabiliyor. Aynısı Nermin Bezmen' in " Kurt Seyit ve Şura" sında olmuştu. Maalesef bitiremedim. Özensiz ve samimiyetsiz geldi bana. 
Bu kitabı yine de tavsiye edebilirim. Okurken yazılanları biraz filtreleyip Aylin' in kusurları herkeste gibi gayet normal olduğunu düşünürseniz, bu eşsiz kişiliği ve enerjisi ile yine de sevebilirsiniz. Ayşe Kulin' in diğer kitaplarını da okuyacağım. Belki diğerleri beni şaşırtır ve yazarlığına hayran kalırım... 

Emeğine sağlık...